Silgitsin Blog
Diş Çürümesine Kök Hücreli Çözüm
->
Kocaeli Üniversitesinde (KOÜ) 4 ay önce kurulan Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (KÖGEM) bilim adamları, Türkiye’de ilk kez dişten kök hücre elde edip, üretti.
Süt dişi, 20 yaş dişi ile çürük bir dişin sinirinin de içinde bulunduğu pulpa adı verilen bağ dokusu, ayrıca periodontal dokusu olmak üzere 2 ayrı bölgeden izole edilerek üretilen hücreler, gelecekte çürük bir dişin tedavisinde, hatta yeni bir dişin oluşumunda kullanılabilecek.
KÖGEM’in laboratuvarlarında 2 aydır üretimi yapılan bu kök hücrelerde, kıkırdak, kemik, sinir, karaciğer, kas hücresi yapmak üzere farklılaştırma çalışmalarına da başlandı.
KÖGEM Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, KÖGEM’in geçen yıl kasım ayında açıldığını, amaçlarının, modern tıbbın tedavi edemediği sağlık problemlerini gelecekte kök hücre, doku, organ mühendisliği teknolojilerini kullanılarak tedavi etmek için gerekli bilgi birikimine ulaşarak, evrensel bilime katkı sağlamak olduğunu söyledi.
Yazının tamamını okuyun »
Kaliteli Tasarımlar-Kaliteli Tasarım Resimleri-Resimi
Antartika Resimleri-Dünyanın En Soguk Yeri Antartika
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE-M.Akif Ersoy
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı!”
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Yazının tamamını okuyun »
yaşım daha 22 ama beni çok etkiliyo ne güzel yazmış rahmetli
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N’eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla tasında.
Cahit Sıtkı Tarancı
N/A




