Osmanlı Devleti Teşkilatı

Osmanlı Devleti Teşkilatı

Osmanlı Devleti Teşkilatı üç büyük kurumun üzerinde durur. l-Divan-ı Hümayun, 2-Defterdarlık-Maliye, 3-Defterhane-i Amiredir. Bugüne kadar üçüncü ayak Defterhane-i Amire fazla bilinmeyen bir konu idi. Diğer bürokratik kurumlar da aslında çok bilinmez. Uzunçarşılıdan sonra Osmanlı bürokrasi alanı fazla araştırılmadı. Çünkü bir müessesenin işleyişine ait kurallar bilinmiyor. Arşivde bulduğunuz belgelerden kurumun yapısı ve işleyişi çıkarılıyor. Bu iğne ile kuyu kazmaktan farklı olmayan bir iş. Bir hususu anlayabilmeniz için onbinlerce evrak görmeniz gerekiyor. Kendi tecrübemden biliyorum; Osmanlı bürokrasisinde kullanılan bir işaretin manasını çözebilmeniz için aylarca araştırma yapmanız gerekiyor. Defterhane, Osmanlı devlet teşkilatının en önemli organizasyonu olan tımar sisteminin idare edildiği yerdir. Bugünkü Tapu Kadastro-Savunma Bakanlığı-Devlet İstatistik Enstitüsü kurumlarının karşılığı sayılabilir. Osmanlı Devleti belli bir yerin vergisini toplama karşılığında askerlik hizmeti veriyor. Bunlara tımarlı sipahi adı veriliyor. Bunlar Osmanlı ordusunun en önemli kuvvetidir. Yeniçeriler değil. Bunlar atlı askerdir ve 16. asırda sayıları 70-80 bin civarında iken Yeniçeri sayısı 10 bindir. Tımarlı sipahiler devşirme olmayıp Türk kökenli ailelerdir. Tımarlı sipahilerin kayıtlarının tutulması, işlemlerinin takibi hep Defterhaneden oluyordu. Buradaki aksamalar ise sistemi felç ediyordu. Osmanlı Devletinin sistemindeki değişiklikler ve aksaklıklar karşısında Defterhane de yeni çare ve çözümler arar. Sonunda yeni bürokratik usuller icat ederek 18. yüzyıl sonlarına kadar devletin tımarlardan istifade etmesini sağlıyor. Tımarın 19. asırda ortadan kalkması ile Defterhanenin görevi Tapu Kadastro işlevini görüyor. Doktora tezimde bu müessese her yönüyle aydınlatılmış olmamasına rağmen bu büronun çalışma usulleri, defterleri personeli ve tarihi gelişimi konularında bir çok yeni bilgiye ulaşıldı. -Osmanlı Devleti için yükselme-duraklama-çökme şablonu Osmanlı bürokrasisi için geçerli mi? Öncelikle şunu belirtmek lazım ki; çağlar tasnifi antropo-morfik tasniftir. İnsana benzetilir, insan biçimcidir. Fakat bu yöntem Osmanlı tarihinin yanlış anlaşılmasına sebebiyet veriyor. Bu tasnifin kaldırılması gerekmektedir. Bürokrasi için ise hiç geçerli değildir. Osmanlı bürokrasisi 16. asırda gelişmeye yeni başlamış,17 ve 18. yüzyılda daha ileri seviyelere gelmişti. Mesela 18. asırda 1747-62 yıllarında İstanbulda görev yapan İngiliz Elçisi James Porter şunları söylüyor; Babıalide birkaç kalemde doğru ve dikkatli olarak yapılan işlere rekabet edebilecek hiçbir Hıristiyan güç yoktur. İşler çok büyük titizlikle yapılır. Herbir önemli belgede kelimeler dikkatle ve anlam daima gözönünde bulundurularak, kendi menfaatlerini zedelemeyecek şekilde seçilir. Yılı bilinmek kaydıyla en eski tarihli belgeler dahi Babıalide bulunabilir. Çıkmış her irade ve her kanun hemen elde edilebilir. Hammer de kendi dönemindeki Avrupa bürokrasisi ile kıyaslayıp Osmanlı bürokrasisini över. -Osmanlı bürokrasisinde herhangi bir müracaat nasıl işleme konuluyordu. Osmanlı Devletinde birçok mesele Divan-ı Hümayunda hallediliyordu. Çok teferruatlı meseleler bile Divan-ı Hümayuna götürülebiliyordu. Herhangi bir şikayeti olan kişi arzuhal verir, Divan-ı Hümayun da bunu ilgili büroya havale eder. Bazen bir mesele çözümlenebilmesi için 8-10 kalemden (bürodan) ayrı ayrı işlem görür. Bütün bunlar da kısa sürede bitirilmektedir. Çünkü merkezi sistemde bütün bürokratik bürolar aynı çatı altında ve çok sistematik çalışmaktadır. 200 yıl önceki bir kaydı Osmanlı memuru 5 dakika içinde bulabiliyordu. Belgeler her dairenin kendi arşivinde saklanırdı ve hiçbir belge atılmazdı. Yani Osmanlının SEKAsı yoktu. Saklanan belgeler, defterler sistematik şekilde arşivlenirdi. Evrak hem tarih hem bölge/eyalet sistemine göre saklanıyordu. Osmanlıda tutulan kayıtlara devlet büyük önem veriyordu. Bu yönden Defterhane devletin üç hazinesinden biri olarak kabul ediliyordu. Defterhane sabah Vezir-i Azamın mührü ile açılır akşam yine onun mührü ile kapanırdı. Bu merasime devletin üst düzey bürokratları da iştirak ederdi. Osmanlı kayıtları herhangi bir ihtilafta kesin delil kabul edilirdi. Bugün bile gerek Türkiyede gerekse diğer Osmanlı coğrafyasında Osmanlı kayıtları çeşitli sınır ihtilaflarında delil olmaya devam ediyor. Yanlışlar Geçidi -Osmanlı tarihi ile ilgili günümüzde kaleme alınan kitapları nasıl buluyorsunuz?Ülkemizde bugün Osmanlı tarihi ile ilgili bilgi veren popüler yayınlar ve ders kitaplarındaki bilgiler eskidir. Yeni akademik çalışmaların sonuçlarını aksettirmemektedir. Tenkitçi bir gözle araştırma sonuçlarını kaydetmek yerine nakilci bilgiler verilmekle yetinilmektedir. Çağlar taksimi gibi artık geçerliliği olmayan bilgilerde ısrar ediliyor. Osmanlı Devletinin 1299da kurulduğuna dair bilgi artık yanlışlanmıştır. Hammerin geçen asırda yazdığı Osmanlı Tarihi eserinde Türkiye Selçukluları Devleti yıkılışı olarak 1299u kabul eder. Bu sebeble Osmanlı devletinin bağımsız kaldığını ileri sürerek 1299u devletin kuruluşu olarak belirtir. Halbuki yapılan araştırmalar sonunda Türkiye Selçuklularının 1318e kadar devam ettiği ortaya çıktı. 1299da Osmanlı tarihi için önemli hiçbir hadise yoktur. Osmanlı Devletinin asıl kuruluş tarihi Osman Gazi dönemindeki olayların yeniden değerlendirilmesi ile tesbit edilebilir. Bence Osman Gazinin Osmanlı Beyliğinin başına geçişi olan 1281 veya kendisinin ve beyliğinin büyümesini sağlayan Koyunhisar Savaşı 1301 esas alınabilir. Bu hadise eski kitaplardan nakledile edile, yanlış bilgiler tekrarlana tekrarlana bugünlere geliyor. Yine kapitülasyonların ilk defa Kanuni döneminde verildiği her yerde söylenir. Ama doğru değildir. Bu dönemde anlaşmanın yapıldığı ama Makbul İbrahim Paşanın öldürülmesi sonucu anlaşmanın yürürlüğe girmediği ortaya çıkmıştır. Bir başka yanlış bilgi olarak da 16. asırda Rusların Türk illerini ele geçirmesini önlemek için yapılan 1567 Ejderhan Seferi sırasında Don-Volga (Ten-İdil) nehirlerinin bir kanalla birleştirilmeye çalışıldığı fakat Sokullunun yeterli ihtimamı göstermediği için Türk illerinin Rus işgaline uğradığı anlatılır. Fakat Akdes Nimet Kurat 1961de Türk ve Rus kaynaklarına dayanarak yaptığı çalışmada bu bölgeler arasında bir kanal açmaktan ziyade gemilerin karadan Dondan Volgaya götürülmeye çalışıldığını fakat bunun da gerçekleştirilemediğini -yazmaktadır. Bu hadise yanlış bilinir. 61de kitap çıkmasına rağmen hala yanlış devam eder.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu