->
Yaşam bizi kaldırıp bir yerden bir yere taşırken, yazgı da bir noktadan diğer bir noktaya doğru sürükler.
Ve bu ikili arasında sıkışıp kalmış olan bizler, bu nedenledir ki, ancak bizlere ürküntü verecek sesleri duymakta ve yolumuzda bir engel gibi dikilmekte olanları görmekteyizdir.
Güzel, görkemliliğin tahtına oturur oturmaz gösterir kendini bize; ama biz şehvet adına ona yaklaşır, onun saf ve temiz tacını parçalarız, çirkin girişimlerimizle kirletiriz, üstündeki şalı.
Sevgi, alçakgönüllülüğüne bürünmüş olarak geçer yanımızdan; ama biz ya korkulara kapılıp kaçarız ondan, saklanırız kuytuluklara, ya da izleriz onu, adına kötülüklerde bulunabilmek için.
En akıllımız bile Sevgi’nin ağır yükü altında ezilir; ama gerçekte Sevgi, okşayıcı meltem kadar hafiftir.
Özgürlük, leziz yemeklerinden ve bereketli şarabından sunmak için çağırır sofrasına bizi; ama biz sofraya oturur oturmaz tıkanırcasına yeriz önümüze konulanları.
Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.
Gerçek, bir çocuğun en içten gülüşü ya da bir sevgilinin öpüşüyle donanmış olarak seslenir bize; ama biz sevginin kapısını onun suratına çarpar ve sanki düşmanımızmış gibi davranırız ona.
İnsanoğlunun gönlü yardımına koşacak birini arar; ruhu içini dökmeyi diler; ama biz tıkamışızdır kulaklarımızı onların feryatlarına ne duyarız, ne anlarız. Ve ‘deli’ deriz onlara kulak verip anlamış olanlara, üstelik kaçışırız yanlarından. Yazının Devamı »
Temmuz 2nd, 2009 | Kategorisi Favorilerim | Yorum Yapılmadı
En Küçük Elmas Transistör
Bu enteresan elektronik elemanın, bugünkü sosyal hayatımız üzerinde oldukça büyük tesiri vardır. Kullandığımız bütün elektronik cihazların temel elemanı olan transistor, icat edildiği 1947′den bu yana, çok farklı elementler kullanılarak üretilmiştir. İlk transistor germanyumdan yapılmıştı; daha sonra silisyum kullanılarak daha kararlı çalışan transistorlar ve buna bağlı olarak ‘entegre devre’ denen çipler yapıldı. İlerleyen yıllarda çipler daha fazla iş yapan elektronik devre elemanı olarak kullanılmaya başlandı ve her geçen gün, daha fazla özelliğe sahip olanları geliştirildi. Bu süre zarfında, farklı malzemeler kullanılarak, daha küçük alan ve hacimde yapılandırılan, daha hızlı sinyal ileten transistorlar üretildi. Çünkü teknoloji ilerledikçe hız, maliyet ve boyut önemini artırıyordu.
Bilgisayar teknolojisinde, silisyumdan yapılmış transistorların meydana getirdiği çipler kullanılırken, uydu haberleşmesi teknolojisinde ve cep telefonlarında galyumarsenidden yapılmış transistorlar tercih edilmektedir. Bu tercihte, transistorların çip içindeki çalışma özellikleri belirleyici olmaktadır. Yazının Devamı »
Mayıs 19th, 2009 | Kategorisi Teknoloji-İnternet | Yorum Yapılmadı
Beylikten Cihan Devletine Geçişin Sırrı (yazan Kürşat SOLAK )
Tarih derslerinde Anadolu Türk Beylikleri anlatılır: Karamanoğulları, Çandaroğulları, Aydınoğulları, Osmanoğulları… Başlangıçta bunlar içinde gerek toprak, gerekse nüfus itibariyle en küçüğü Osmanlı Beyliği’ydi. Peki, nasıl oldu da, bu küçük topluluk büyük bir cihan devleti hâline geldi? Fuad Köprülü ve H. Adams Gibbons gibi tarihçiler bu konuda değişik tezler ileri sürmüşler: Osmanlıların sahip olduğu coğrafî konum, Orta Asya’dan uzanıp gelen Türkmen göçlerinin beyliğe kattığı taze güç, komşu Bizans’ın güçsüz olması vs. Ancak çoğu zaman bunları kendileri de yeterli görmemişler. Çünkü Osmanlı Beyliği’yle aynı konuma, aynı avantajlara sahip diğer beyliklerin varlığı görmezden gelinememiş.
Osmanlı Beyliği’nin ayakları üstünde durmasında; Ertuğrul Bey, Osman Bey ve Şeyh Edebâli gibi, yaşantıları ile sıra dışı olan şahsiyetlerin rolü büyüktür. Ertuğrul Bey daha işin başında, istikbalde oğlu Osman’ın geleceği konumu az-çok tahmin etmiş ve ona; “Beni kır, Edebali’yi kırma!” derken Şeyh Edebâli’nin şahsında ilme ve ilimlerin kaynağı Alîm olan Allah’a (celle celâlühü) gösterilmesi gereken hürmeti ortaya koymuştur. Babasının vasiyetine uyan Osman Bey, Şeyhi Edebâli’nin: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” nasihatini ciddiye almış ve “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” düsturunu benimsemiştir. Devletin varlık sebebinin İlâ-yı Kelimetullah olduğuna ve ancak Rıza-yı İlâhî’ye bağlı hareket edildiği takdirde ayakta kalınacağına daha ilk günlerden inanılmıştır. Meşhur hâdisede, Osman Bey, Kur’ân-ı Kerîm’e hürmeten ayaklarını uzatıp yatamıyor ve sabaha kadar Mushaf-ı Celile’yi okuyordu. Altı saat okunan bu Kur’ân, her işimizde çektiğimiz besmele gibi, altı asır sürecek istikbalin cihan devletinin mukaddes besmelesi oluyordu. Osman Bey, vefat ettiğinde kalan mirası ancak şu kadardı: Denizli bezinden yapılmış sarıklık bez, at için zırh takımı, bir tuzluk, bir kaşıklık, bir çift çizme, Alaşehir dokumasından kırmızı renkli sancaklar, bir sade kılıç, bir tirkeş, bir mızrak, birkaç at, misafirlerine ve halkına ikram için beslediği -ki bu bey olmanın gereğidir- üç sürü koyun. Bu miras ile Osman Bey bağlı bulunduğu İslâm dininin tasarruf, iktisat prensiplerini beyliğinin temeline yerleştirmiştir. Nitekim Yavuz da, süslüce giyinen şehzadesine söylediği; “Beyzâdem, giymesi için annene pek bir şey bırakmamışsın!” sözüyle, Osman Gazi’yle aynı temel üzerinde yürüdüğünü göstermiştir. Yazının Devamı »

Mayıs 19th, 2009 | Kategorisi Tarih | Yorum Yapılmadı
Ozon kirliliği ve ozon tabakasındaki delinmeler
Bilindiği gibi atmosferde az miktarda bulunan ozon gazı; yeryüzündeki tüm canlı varlıkları güneşin öldürücü ultraviole ışınlarına karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir. Çünkü bu gaz güneşten gelen ışınların büyük kısmını yansıtan bir gazdır. Eğer ozon tabakası olmasaydı, güneşin UV-b (yeşil) radyasyonu yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açardı. Ayrıca insanlar, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlardan kaçamazlardı…
Atmosferdeki ozon gazı için çok hassas bir denge sözkonusudur. Bu gaz atmosferin üst katmanlarında bir tabaka oluşturur ve bu gaz tabakası güneşten gelen öldürücü ışınları filtre eder. Bu sayede yeryüzüne ulaşabilen ışın miktarı canlı varlıklar için yararlı bir şekle dönüşür. Ancak bu gaz tabakasının incelmesi ya da delinmesi sözkonusu olduğunda kendisinden beklenen işlevleri yerine getiremez ve güneş ışınları canlılar için gerçek bir tehlike haline dönüşür…
Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir… Yazının Devamı »
Mayıs 12th, 2009 | Kategorisi Kültür-Sanat | Yorum Yapılmadı